Vatikan'ın Şövalyesi Nancy Pelosi Tekrar Sahnede

Vatikan'ın Şövalyesi Nancy Pelosi Tekrar Sahnede

 

Akşam gazetesi Nanchy Pelosi’nin Türkiye aleyhine ABD Temsilciler Meclisi’nde 5 meclis üyesi ile beraber 10 dakikada Kıbrıs’la ilgili bir tasarıyı meclisten geçirdiğini haber vermektedir.(1) (Detaylı bilgi için ayrıca bkz. (2) )

Nancy Pelosi’nin Türkiye aleyhtarlığı daha önce ayrıntılı bir biçimde tarafımızdan Nancy Pelosi: The Knight of  Vatican makalemizde işlenmiştir

(http://www.urunlu.com/20-nancy-pelosi-the-knight-of-vatican) 

Nancy Pelosi’nin kişiliği ve Türkiye aleyhtarlığının temel nedenleri ve hangi metodlarla temsilciler meclisi üyelerinin kararlarını değiştirdiğini o makalemizde İngilizce olarak yazmıştık.
 
Türkiye aleyhtarlığının şiddetini artırarak ve bu şiddeti eylemlerine temel yaparak devam ettirmesi karşısında 2007 yılında yazdığımız yukarıda belirtilen makalenin bu kez Türkçe’ye çevrilerek yayınlanmasında fayda mülahaza ettiğim için aşağıda bu makalenin Türkçe versiyonunu yayınlıyorum.
 
Coşkun Ürünlü
15.10.2010

                
Nancy Pelosi: The Knight of Vatican
 
15 Ekim 2007 tarihinde Seattle Post-Intelligencer’da yayımlanan makalesinde Dan K. Thomasson, Nancy Pelosi ‘nin Ermeni talepleri için hazırlanan tasarının onaylanması için ortaya koyduğu ısrarının nedenlerini aydınlatıcı bir biçimde ortaya koyuyor.(3)

Makalesinin başlığı “Pelosi Stumbles over Armenian Resolution” (“Pelosi Ermeni Önergesi ile Tökezliyor”) ABD Temsilciler Meclisi Başkanı hakkındaki yargısını özetlemektedir.

Thomasson hükümlerinde haklı olabilir ancak bu hükümler Pelosi’nin aşağılayıcı eylemlerinin nedenlerini açıklamada yetersiz kalmaktadır. Pelosi’nin zarar verici hareketlerinin ve eylemlerinin asıl sebebi nedir ?

Thomasson, Pelosi’nin sakıncalı eylemlerini seçmen kitlesinin isteklerine bağlıyor; “…iş seçmenlerin sorumsuz ve duygusal talepleriyle baş etmeye geldiğinde… kendi bölgesinde ne kadar Amerikalı Ermeni olduğuna bakmaksızın… Amerikalı Ermenileri yatıştırmak için zararsız bir girişim… son derece üzücü… Meclis Başkanı’nın aşırı partizancılığı… mesuliyetsiz bir davranış… söylenebilecek tek söz sadece kendisinin tekrar seçilebilmesiyle ilgilendiği…”

Thomasson fikirlerine şöyle devam ediyor: “…Pelosi bu mesuliyetsiz davranışının sonuçlarını düşünebilecek kadar zeki ve kabiliyetli bir politikacı. Zaten bu yüzden bu işin yürümesine izin vermesi akıl almaz bir hareket. Söylenebilecek tek söz, kendisinin Amerikalı Ermenileri çoğunlukta yaşadığı bir bölgeden yeniden seçilebilmesi için yaptığı bir girişim…”

Thomasson’un Nancy Pelosi hakkındaki fikirlerini özetleyelim:

1-    Kongre üyelerinin kendi politik çıkarlarını uluslarının çıkarlarının üstünde tutması çok da alışılmadık bir durum değil.

2-      Nancy Pelosi’nin hesaba katmadığı şey, şu anki makamı gereği ABD’nin bir sonraki başkanı olmak için sırada ve bu konumdaki birisi ulusal çıkarları bireysel politik çıkarlarının üzerinde tutmalıdır.

3-     Pelosi ve tasarının destekleyicileri Amerika’nın çıkarlarını hiçe saymak adına daha fazlasını yapamazlardı.

4-     Son derece üzücü olan şey, Pelosi’nin partizanca yaklaşımları halen devam etmektedir. 

5-     Pelosi hastalıklı tasarının komite tarafından oylanmasına izin verdi.

6-     Pelosi bu mesuliyetsiz davranışının sonuçlarını düşünebilecek kadar zeki ve kabiliyetli bir politikacı.

7-     Thomasson makalesinde Nancy Pelosi’yi ve eylemlerini hoş olmayan terimlerle tanımlıyor; çıkarcı, partizan, zararlı, sorumsuz. Pelosi’nin “sorumsuz davranışlar”ının sonuçlarını ise çok daha şiddetli kelimelerle ifade ediyor.



Bu temel saptamalardan ve muhakemesinden sonra, Thomasson, şu sonuca varıyor; “bu durumun tek açıklaması Pelosi sadece kendisinin yeniden seçilebilmesini düşünmekle meşgul.” Thomasson bu açıklamasıyla kendisini bile ikna edememiş gözüküyor.

Ben, bu makalede Pelosi’nin eylemlerinin ve aktivitelerinin arkasındaki gerçekleri daha açıklayıcı bir şekilde ortaya koyacağım. Bu makaledeki fikirler, Pelosi’nin Kongre’deki oylama süreçleri esnasında sergilediği hararetli tavırlarından ve sözlerinden çıkarmış olduğum fikirlerdir.

Pelosi, tasarıyı kongreden geçirebilmek için neredeyse tamamıyla dini şevk ile dolmuş bir görünüm sergiliyor. Bir anlamda, parlamentodan bazı ruhları kovmaya çalışıyor. …92 yıl önce 1915’te Ermeniler tarafından Anadolu’nun ön cephelerinde katledilen Türklerin ruhlarıydı bunlar. Umarım yapacağım saptama doğru bir saptamadır; ancak doğru değilse bile, Nancy Pelosi’nin sergileyeceği davranış ve tavırları anlayabilmek için dikkate almak yararlı olabilir.

Aslında, kendisinin Parlamento’daki yönetimini açıklayabilmek çok zor.

Pelosi, Kongre’yi adeta bir tiyatro sahnesiymiş gibi kullanmaktan kaçınmıyor. 1915 olaylarının sözde “kurbanları” olarak kendi tanıtan bazı kişilerin Kongre’nin en ön sıralarında oturmalarına izin veriyor ve tüm Ermenilerin baş patriği olan Karekin II isimli dini liderlerini Amerikan Kongresi’ne liderlik etmesi için davet ediyor. Sonrasında ise Pelosi, dini liderlerinin I. Dünya Savaşı sırasında “katledilen” sözde “kurbanlarla” konuşmasına müsaade etti. Türklere ve Türkiye’ye hakaret ideolojisi içerisinde hazırlanmış, trajikomik bir şekilde tasarlanan ve utanması olmayan insanlar tarafından sergilenen bir şov gibiydi ve adeta bir Broadway oyununu andırmaktaydı. Pelosi, kongre üyelerini etkileyebileceğini düşünerek, Karekin II’yi oylamayı izlemesi için kürsüye davet etti.

Pelosi bu tavırlarıyla, bu tiyatro oyununun yapımcılığı, yönetmenliği ve baş aktörlüğü görevlerinin hepsini üstlenmişti ve bu tiyatro tam 92 yıl önce yaşanmış bazı olaylar hakkında yargılayıcı hükümler vermek için, bir İmparatorlukla ilgili yargılayıcı hükümler vermek için kurulmuştu. İşin en acı tarafı ise, bu hükümleri verecek olanlar ne söz konusu İmparatorluğun coğrafi yeri ne de tarihi ile ilgili hiçbir bilgiye sahip değildiler.

Bu açıdan bakıldığında, Pelosi’nin davranışlarını “akıl almaz” olarak nitelendiren Thomasson’un içine düştüğü şaşkınlık ve kafa karışıklığının sebepleri kolaylıkla anlaşılabilir. Ancak Thomasson’un seçmen kitlesinin beklentilerini ve bununla ilgili endişeleri göz önüne alarak yapmış olduğu açıklamalar halen mantıklı yorumlar olarak gözükmemektedir.

Türklere ve Türkiye’ye karşı duyulan bu nefretin asıl sebebi ne idi?

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı’nın “akıl almaz” tavırlarından dolayı Thomasson’un içine düştüğü şaşkınlık ve kafa karışıklığını nasıl çözebiliriz?

Şimdi gelin geçmişe gidelim ve Pelosi’ye farklı bir bakış açısıyla yakından bakalım. Birçok Amerikalının bu yaklaşımımı çirkin bir yöntem olarak değerlendirip, hoşlanmayacaklarını biliyorum fakat ne var ki Pelosi’nin akıl almaz tavır ve davranışlarının arkasındaki nedenleri ortaya koyabilmek için bu metodu kullanmaya ihtiyacımız var.

Öncelikle Pelosi’nin biyografisine bir göz atalım: Pelosi bir İtalyan – Amerikan ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Annesi İtalya’da doğmuş ve 1911 yılında Amerika’ya göç etmişti. Nancy Pelosi, Katholik Başpiskopos İdare Bölgesi içerisinde yer alan  özel ve Katolik bir kız lisesi olan Baltimore Lisesi’nden mezun oldu. Sonrasında ise 1897 yılında Sisters of Notre dame de Namur tarafından kurulmuş olan, yine bir kızlar okulu olan ve bugünde halen aynı özelliklerini koruyan bir Sosyal Bilimler okulu olan Trinity Koleji’nden mezun oldu.

Pelosi, seçmen kitlesinin oylarını toplayabilmek için kürtaj haklarını, gay haklarını ve kök hücre araştırmalarını desteklemektedir. Fakat desteklediği bu konuların hiçbiri Vatikan tarafından kabul görmemektedir. Hatta Amerika Katolik Birliği, Pelosi’yi açıkça ve defalarca Pelosi’ye karşı çıkmış olsa da, Vatikan’dan herhangi bir uyarı veya tembih gelmemiştir. Vatikan, ”Mutlak” Katolik Kilisesi, Vatikan’ın görüşlerine ve emirlerine uymayan tüm Katolik kadın ve erkeklerini cezalandırması gerekirken, Pelosi Vatikan tarafından her zaman içtenlikle, ilgi ve alakayla karşılanmıştır.

Hatta kendisi bir önceki Papa’nın cenaze törenine dahi davet edilmiştir. Katolik Kilisesi kurulduğu günden beri sadece müritlerinin hayatlarına karışmakla kalmamış aynı zamanda Dünya Politikası içerisinde Uluslararası İlişkilerde de etkin rol oynamıştır. Örneğin, 1095 – 1291 yılları arasında Hıristiyan Avrupa tarafından tertiplenen Haçlı Seferleri topraklarını genişletmekte olan Müslüman Selçuklu Türkleri’ni Anadolu’ya hapsetmek amacıyla Vatikan tarafından düzenlenen dini savaşlardı.



1095 yılında Papa Urban II tüm Hristiyanları Türklere karşı bu savaşa katılmaya davet etti ve bu uğurda öleceklerin anında tüm günahlarından kurtulacaklarına dair söz verdi. 1099 yılında bu amaçla yola çıkan Haçlı Orduları Kudüs’ü ele geçirdi ve tüm halkı yok etti.

2004 yılında yeni seçilen Papa ise buna çok benzer bir yaklaşımı Türklere ve Türkiye’ye karşı şöyle sergiledi:

2-http://www.kibris1974.com/emredersiniz-rum-ermeni-muhibbi-pelosi-t126192.html?s=269841e1fa458ba09a3c2bc9b8741b03&s=59869a93dd708815a0df7459df0871d7&amp

 

3-http://seattlepi.nwsource.com/opinion/335534_armenianonline16.html



4-“Yanılmaz” Papa burada yanılabildiğini göstermiştir. Türkiye, 1920 yılında Osmanlı İmparatorluğu(1299-1920) üzerine Atatürk tarafından, İslam’a göre değil Laiklik temeliyle kurulmuştur. 



5-Papa’nın, 7. yüzyılda yaşayan İslam peygamberi Muhammed’i hedef alan, aşağılayan bu alıntısı 14. yüzyıl Bizans İmparatoru II. Manuel’e aittir. Papa Benedict, Hz. Muhammed’i aşağılamaya çalışırken “yanılmaz” Vatikan’ın insanlığa karşı işlediği suçları unutmuş görünmektedir. Örneğin, 14. yüzyılda Katolik kilisesi, Kara Ölüm salgınından sorumlu tuttukları Yahudileri yakmış, büyücülüğün varlığını kabul etmesiyle insanlara yüzyıllarca korkunç acılar çektiren Engizisyon yolunu açmıştır. İlginç olan ise Engizisyon bölümü Vatikan’ın heybetli duvarlarının ardında hala varlığını korumaktadır ve Papa 16. Benedict 1981’den Papa seçilene kadar bu bölümün başkanlığını yapmıştır.



6- Bu imparator Osmanlı Türklerine karşı Haçlı Seferi çalışmalarıyla ve Osmanlılara karşı Batı Avrupa’dan yardım almak için Britanya’ya yaptığı seyahatle ünlüdür.  



         7- http://www.house.gov/pelosi/press/releases/April05/popefloor.html

 


“Avrupa’yı kuran, bu kıtanın doğmasını sağlayan kökler Hıristiyanlık kökleridir. Türkiye her zaman için Avrupa ile bağdaşmayan bambaşka bir kıtayı temsil etmiştir. Bizans’a karşı Osmanlı’nın gerçekleştirdiği savaşlar, Constantinapoul’un işgali, Balkan Savaşları ve Viyana ve Avrupa’ya karşı büyük bir tehdit olarak hep Avrupa’nın karşısına çıktı. Bu iki farklı kıtanın unsurlarını bir olarak düşünmek büyük bir yanılgı olacaktır. Türkiye İslam dini ile kurulmuştur ve bu sebeple Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği kendi tarihi ile ters düşmesine sebep olacaktır.” (4)
 
Dini lider Benedict XVI İslamı  ve Osmanlı Türkleri’ni kötülemeye ve İslam’a inananlara 14. yüzyıldaki(1391) Bizans İmparatoru II. Manuel Palaiologos’un(5) şu sözleriyle hakaret etmeye devam etti: “ Bana Muhammed’in nasıl yenilikler getirdiğini gösterin, sadece telkin ettiği inancın kılıçla yayılması emri gibi birkaç şeytani ve insanlık dışı şey bulabilirsiniz.” (6)
Vatikan’daki Papaların Türklere karşı ( Selçuklulara, Osmanlılara ve günümüz Türkiye’sine) tutumu çağlar boyunca hiç değişmemiştir. Türklerin Hıristiyan askerleriyle Vatikan için hiçbir anlam ifade etmeyen batı değerleri için Kore Savaşı’nda omuz omuza çarpışmasına rağmen  Vatikan’ın Türkiye’ye olan nefretini anlamak gerçekten kolay değildir. Vatikan’ın tutumu hep aynı kalmıştır: Türkiye, Katolik kilisesinin ve Hıristiyanlığın ebedi düşmanı olarak değerlendirilmelidir. Bağnazlığın Türkiye ve Türkler hakkında, “yanılmaz” Papa’nın kalp hücrelerine yerleştiği çok açıktır. Kilisenin inananları her zaman affedilebilir olarak değerlendirilir. Eğer bu hareketler kilisenin yüksek çıkarları için hayati değerde ise, bunlar Türk karşıtı eylemlerdir. Kilisenin öğretilerine göre Vatikan görüşlerini güçlendiren her türlü aktivite her zaman birincil öncelikli olmalıdır ve herhangi diğer bir durumun mesela, ulusal öncelikler veya devletlerin bekasının, herhangi bir ağırlığı ya da önemi olamaz. Kilise her şeye kadirdir ve görüşleri ve düşünceleri tüm devletlerin çıkarlarından üstündür.

Kiliseye bağlılık herhangi başka bir durumdan veya başka bir gerçeklikten çok daha önemlidir. ABD tarihinde J.F. Kennedy’ye kadar Katolik mezhebine mensup hiçbir başkan yoktur.

J.F.Kennedy, Vatikan’ın “Katolik kurallarını” kendine hatırlatabileceğini ve başkanlığına dolaylı olarak müdahalede bulunabileceğini düşünüyordu. Kennedy’nin teyidinin önemli parçası: “Anayasaya ve Beyaz Saray’a mutlak bağlılık ve milletin bekası için başkanlığa müdahale edebilecek her türlü dini baskının reddi” bölümüdür. 8 Ekim 1960’ta bu yüzden Demokratik Ulusal Komite, J.F Kennedy’nin din ve devletin ayrılması hakkındaki görüşleriyle ilgili halkın J.F.Kennedy’nin kiliseye bağlılığı konusundaki kaygılarını yatıştırmak için bir belge yayımladı.

”Din ve devletin ayrılması hususundaki soruya tereddütsüz yanıt verdi: Demokrat Parti bir kez daha amerikan toplumuna inancını ve onların bağımsız ve adil bir karar verme yeteneğine, direkt veya dolaylı olarak başkanlığı ulusal çıkarlar doğrultusunda başkanlığı yürütmemi engelleyecek her türlü dini baskı ve kuralı reddedeceğine olan güvenini ortaya koymuştur. … Şimdi size bilmeniz gerekeni söylüyorum: Kamu siyasalarıyla ilgili tüm kararlar bir Amerikan, bir demokrat ve bağımsız bir insan olarak bana ait olacaktır.(Kabul Konuşması, Los Angeles, Temmuz 15, 1960).

Nancy Pelosi geçerli Amerikan başkanlık veraset sisteminde ikinci kişidir. Bir ihtiyaç oluştuğunda başkanın yerine geçebilecek ikinci seçenektir. Başka bir deyişle omuzlarında amerikan halkının çıkarlarını, avantajlarını koruma yükünü hissetmektedir.

Kısacası Pelosi’nin asıl sorumluluğu sadece ve sadece ülkesinin çıkarlarını korumaktır. Ancak Mr. Thomasson’un söylediği gibi Pelosi, “pozisyonunu unutmuştur”. Kendisinin kurallar listesinde mutlak bir iktidarın tasarladığı ve desteklediği herhangi tarihsel “intikam” aktiviteleri bulunamaz.

Özellikle bazı asılsız, absürd Amerikan kongresiyle ilgisi olmayan, hem de dost bir ülkeyi kaybetmeye neden olacak iddiaları,Türk tarihiyle ilgili güvenilir hiçbir bilgisi olmaması dolayısıyla herhangi bir geçerli hükme varamayacağı halde savunmaktadır.

Türkiye ve Türkler hakkında, özellikle 1915 yılının tarihiyle ilgili bilgileri eksiktir. Tarih hususundaki akademik eğitimi ve 92 yıl önce olmuş olaylar hakkında bilgi vermek için bilimsel kapasitesi yeterli değildir. Kongre üyeleri oylarını Nancy Pelosi’nin anayasada belirtilen, gerekli durumlarda başkanlık yapacağı durumunun güçlendirdiği bir konuşmacı olarak kapasitesinden ötürü 1915 yılıyla ilgili gerçekleri bildiğine inanan konuşmacılarının rehberliğinde kullanmaktadırlar.

Parlemento üyelerinin ABD’nin bir müttefiğini ve NATO üyesi bir ülkenin insanlarını Ermenilerin toplu olarak öldürülmelerinden sorumlu tutmak için 92 yıl önce olan tarihi olayları değerlendirecek yeterli bilgiye sahip olmadıkları konusunda nasıl eleştiri getirilebilir ki? Ayrıca kongrenin parlamentoda gündeme getirilen bir konunun Amerikan anayasasına uygunluğunu araştırmaması da standart bir uygulama değildir. Buradaki asıl konu Pelosi’nin bu tip anayasanın müdahalesini desteklemediği konulara karışmanın kendi işi olduğunu düşünmesidir. Anayasa üzerinden 92 yıl önce var olan bir imparatorluğun insanları hakkında bir “mahkeme kararı” çıkarmak kongrenin yükümlülüğü müdür?

Ya da Amerikan medeniyetinin genel kuralı insanları gerçeklere göre değil de bazı odakların sözlerine, kalbi Türklere(ve/veya İslam’a) karşı nefretle dolu dini liderlere, dinci devlet adamlarına veya bu odaklardan birinin “yanılmaz” liderine göre insanları suçlamak için karara varmak mıdır?

Kim böyle nefret uyandırıcı, düşmanca, önyargılı ve henüz herhangi günümüz saygıdeğer batılı tarihçi tarafından doğrulanmamış bu bakış açısını savunabilir? Hangi gerçekçi insan Osmanlı’ların torunları olarak Türkleri toplu katliamcı olarak gösteren yıkıcı bir karar verebilir? Eğer bu asılsız suçlama Ermeni iddiaları karşısında Ermenilerle aynı saflardaki tarihçiler tarafından onaylanan tarihi olaylar ışığında yapılırsa anlaşılabilir.

Ancak bu iddia “yanılmaz” bir kişiye ait ise hem de bu kişi Türkiye’nin dininden ötürü batının bir parçası olmadığını ve Türklerin Katolik inançlarının 1095 yılından beri düşmanı olduğunu belirttiyse insan Pelosi’nin Mr. Thomasson tarafından “ akıl almaz “ olarak nitelendirilen Ermeni tasarısını geçirmek için harcadığı inanılmaz çabayı sorgulamaktan kendini alamaz.

Bu durum belki Pelosi’nin inancına göre Katolik kilisesinin mutlak doğru olmasından ve her Katolik kişinin dini liderlerinin izinden gitmesi gerekliliğinden kaynaklanıyor olabilir.

Zaten kendisi de 2005 Nisan’ında dediği üzere “ Katolik kilisesi yakın geçmişte bize bir rehber verdi(…)Papa’nın kutsallığına hizmet ve liderlik etmek büyük bir onur ve ömür boyu kalacak bir hatıradır(…)Papa’nın liderliğini izleme sorumluluğumuz vardır”.(7)

Günümüzde şövalyelik unvanı sahibinin “hükümdar” gözündeki başarılarını ve büyüklüğünü ifade eder. Başka bir deyişle bir insanı şövalyelik unvanıyla şereflendirme kararı sadece hükümdarın o insanın başarılarını nasıl değerlendirdiğine bağlıdır.Hükümdar genellikle bu başarıların nasıl kazandığıyla ilgilenmez.

Örneğin, Dışişleri Komisyonu Başkanı Mr. Tom Lantos tasarıya “hayır” demek üzereyken Nancy Pelosi’nin kurnazca tedbirleri, başkanlığını kaybedebileceği konusundaki doğrudan tehdidi yüzünden oyunu “evet” olarak değiştirmek durumunda kalmıştır..(www.hurriyet.com.tr).

Okuyucularımın şu halde iki seçeneği bulunmakta:

1-    Mr.Thomasson’un değerlendirmelerini gerçek dışı ve inandırıcılıktan uzak olarak kabul edip yok saymak ve benim önerimi mantıksız bulup önemsememek.

2-     Nancy Pelosi’ nin Amerika’nın dost müttefiki olan modern Türkiye’ye karşı son derece düşmanca çalışmalarının mantıklı bir açıklamasını yapmak.
Ne yazık ki onun kalbini dolduran bu ruhsal emirleri ve/veya inançları saptamak mümkün değil ancak bilincinin  böyle bir ortaçağ kafasını oluşturacak kadar Türkiye ve Türklere karşı nefretle dolu olduğu çok açık.
 

Coşkun Ürünlü
30.10.2007

 
1-
http://www.aksam.com.tr/2010/10/01/haber/dunya/6590/index.html


 

Yorumlar(1) | Yorum Yaz | Makaleyi Yazdır