Mutlak Güç

Mutlak Güç

 

Gazeteler Başbakan Tayip Erdoğan’ın, üniversitede türbana serbestlik getiren düzenlemeye tepki gösteren rektörlere sert çıktığını yazdılar. Erdoğan, “Rektörler Kurulu kendi işine baksın. Herkes yerini, konumunu bilecek. Başörtüsü takanı baskı unsuru olarak görmek, din ve vicdan özgürlüğüne saygısızlıktır” dediğini yazdılar. Diğer bir deyişle Sayın Başbakana göre türban takmak din ve vicdan özgürlüğüne saygı göstermenin gerekli bir unsurudur. Kısaca, Sayın Başbakan Anayasa Mahkememiz ve Avrupa İnsan hakları mahkemesinin türbanla ilgili verdikleri kararlarla din ve vicdan özgürlüğüne darbe indirmişlerdir görüşündedir.

Oysaki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi temyiz organı olan Büyük Daire, türbanın yasaklanmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Din ve Vicdan  özgürlüğünü düzenleyen  9. maddesini ihlal etmediği kararını vermişti. Sayın Başbakan ise türbana karşı gelmenin “din ve vicdan özgürlüğüne saygısızlıktır” diyerek Avrupa’nın en yüce Mahkemesini saygısızlık yapmakla nitelendirmiştir.

Bir ülke Mahkemesinin iç hukuk koşullarında türbanı yasaklamasını engellemek için o ülkedeki mevcut anayasa yerine yenisini yapmak, eğer o parti, yasama meclisinde yeterli çoğunluğa sahipse mümkündür. Hatta bu yeni anayasa referanduma da götürülebilir ve bu referandumda da tıpkı 22 Temmuz seçimlerinde uygulanan “dindar Cumhurbaşkanı ister misiniz” sorusu gibi bir metotla  “dindar anayasa ister misiniz”  yaklaşımıyla istenilen türban serbestliği sağlanabilir.

Ama burada bir temel sorun var. O da türban yasağının arkasındaki laiklik ilkesinin ne olacağıdır. Türban olayı kim ne derse desin Milli Görüş’çülerin ya da bu Görüşçülerden dönüş yaptıklarını savunanların laik kesime karşı verdikleri mücadelenin son simgesidir. Türban, dincilerin Atatürkçülere karşı kullandıkları mücadelelerinin bayrak simgesi olarak kullanılmaktadır. İşin ilginç yanı, Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı, yasama ve yürütme erki bir siyasi partinin elindeyken türban yasağı kaldırılacak olursa Laiklik(1)ve Kemalizm(2) tarihsel bir yenilgiye uğrayacaktır. Atatürk ideolojisi ve Kemalizm mücadelesi ne yazık ki bir simge etrafında dönmektedir.

Ama burada 2 sorun ortaya çıkmaktadır:

1-Yeni Anayasa referandum ile onaylandığında bile türban yasağını kaldıran Anayasa maddesi uygulanamayacaktır. Zira iç hukuk normları AIHM kararını ilga edemez. AIHM kararı orada durduğu sürece Türk devleti insan hakları sözleşmesinin 9. maddesindeki “ din ve vicdan hürriyetini” düzenleyen maddeyi  ihlal etmiş olacaktır. Bu ise Atatürkçülüğün AIHM kararına rağmen siyasal iktidar tarafından çiğnendiğinin kanıtı olacaktır ki yapılacak ilk başvuruda AIHM bu başvuruyu kabul edecek ve siyasal iktidar uluslararası düzeyde suçlu kalacaktır.

2- Her ne kadar siyasal iktidar sahipleri ilk aşamada istedikleri anti-Kemalist  sistemi bitirmiş görüneceklerse de zaman içinde başarıları Pyrus  zaferine  dönmekten kurtulamayacaktır. Çünkü, Atatürkçü çağdaşlaşma ilkeleriyle dinci ideolojinin temeli olan şeriatçı ilkeler arasındaki ayrılık zamanla bunların  taraftarları arasındaki mücadele keskinleşerek ve artarak sürecektir.

Ama ne var ki Türkiye gibi bir çok sorunu olan hiç bir ülke bu mücadele içinde barışı koruyamaz ve ülke bütünlüğünü muhafaza edemez.

XXX

Türkiye,  eğer Batı uygarlığının ilkelerine uygun, insan haklarına saygılı, bilimsel ve akla dayalı kurduğu Cumhuriyeti sürdürürse ve bu Cumhuriyetin özünü oluşturan Atatürk devriminin ilkelerine sahip çıkarsa ülkelerarası saygınlığını devam ettirecektir.

Nitekim bu amaçla Rektörler Komitesi, YÖK Başkanı Erdoğan Teziç başkanlığında olağanüstü gündemde toplanmış ve “AKP’nin hazırlattığı anayasa değişiklik taslağının, katılımcı demokratik yollara başvurularak tamamlanacağı vaatleri inandırıcılıktan uzak olduğu ve bunun, Türk toplumunda oluşan endişe ve tedirginliği giderecek bir güven ortamı içinde yapılması, gelecekte bu metnin uygulanabilirliği ve benimsenmesi açısından büyük önem taşıdığını söyleyerek Anayasa taslağı çalışmalarının 21 Ekimdeki Referanduma kadar ertelenmesini” istemiştir. Bu komiteye 85 devlet üniversitesi tam kadro temsilci ile mevcut 30 vakıf üniversitesinden 26 sının(3) katılmıştır(4).

Atatürk devriminin ilkelerine sahip çıkmak üzere bu ilk hareketin anlamı büyüktür. Zira Türkiye’deki tüm üniversitelerin yani Türkiye’nin batı uygarlığa ulaşmada en etkin sivil toplum kuruluşu sayılabilecek bir camianın düşüncesi önemlidir. Ama Başbakan Tayip Erdoğan ‘Rektörler Kurulu kendi işine baksın’ diye türban serbestliğini sağlamak için Anayasa çalışmalarının 30 gün gibi çok kısa bir süreyle dahi “21 Ekimdeki Referandum” sonrasına ertelenmesini reddetmiştir.

  “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” deyişine göre eğer Rektörler Kurulu anlayışı ortada bırakılacak olursa yani bu rektörler komitesinin Atatürk ilke ve devrimlerini koruma çabaları toplumun belli kesimleri tarafından sahiplenmez ve desteklenmezse boşa gitmiş olacaktır. Siyasal İktidardaki partinin din devleti kurmasının ilk basamağı olan türban yasağı kaldırılacak olursa ve buna karşı çıkan 110’u aşkın Rektörler desteklenmez ve hatta aşağılanacak şekilde muameleye maruz bırakılmaya devam edilecek olursa gelecek için ümitsiz bir bekleyiş toplumun laik kesimini saracaktır. Daha önceki bir yazımda (5) anti-“laik kesimin metotlarını onlar gibi kullanıp barış içinde onlara da gerçek uygarlığın neden batının bilimsel değerlerinde, neden insan aklına yattığını öğreteceğiz. Atamızın bizden beklediği gibi davranacağız” inancı gereğince şimdi yapılması gereken iş M.Gandi’nin metodunu uygulamaya koymaktır. Yani barışçı bir yolla amaca ulaşmak için her aydının, tüm sivil toplum örgütlerinin “Rektörler Kurulu”nu desteklemesi gerekmektedir. Medyanın, gerçek aydınların, köşe yazarlarının, Kemalist olduğuna inandığımız siyasal partilerin alt örgütlerinin ve teşkilatlarının, işçi Kuruluşlarının, aydınların; Ankara, İstanbul ve İzmir’de cumhuriyet mitingi düzenleyenlerin ve katılımcılarının, görsel ve yazılı medya kuruluşlarında Kemalizm’e gönül vermiş olanların, Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençlerin kısaca laikliğe ve bağımsız Türkiye sevdalılarının hepsi bir araya gelerek M.Gandi barışçılıyla bir toplumsal muhalefet oluşturmak ve bu toplumsal muhalefetin herkesi sevgiyle kucaklayarak bir direniş hareketinin önderliğinin yapılmasının gerektiği bir aşamadayız.

Bir hareketin yalnız söz ile yalnız yazı ile istenilen sonucu vermesi mümkün gözükmemektedir. Uygulamada kesinlikle toplumsal muhalefetin M. Gandi’nin barışçı eylem platformu tercih edilmelidir. Zira öyle anlaşılmaktadır ki Rektörler Kurulu’nun çok küçük masum bir isteği olan bir aylık ara verilmesinin talebi bile  “Rektörler Kurulu kendi işine baksın” diye tepkiye layık görülmüştür. Kısaca Rektörlerin bu cevapla karşılaşmış olmaları, siyasal iktidar sahiplerinin bu basit eyleme bile şiddetli reaksiyon göstermeleri, cidden çok ürkütücüdür. Bu nedenle zaman geçirmeden bütün Kemalistlerin rektörler kurulunun etrafında kenetlenmesi gerekmektedir. Bu toplanmanın sadece sözde değil eylemde de olması gereklidir.  Bu Kurul’a telefonla destek vermek ya da en azından bir e-mail iletisi ile birliktelik mesajı iletmek çok faydalı olabilecektir.

Toplumsal muhalefetin başarısı Cumhuriyetin geleceğinin teminatıdır. Aksi takdirde 80 yıl sonra Cumhuriyetin laik niteliği yıkılacak, kadın hakları Orta Çağın karanlıklarına gömülecektir. Dini öğelerle yönetilen Türkiye’nin  Tanzimat ilanından bu güne kadar elde ettiği kazanımlarının boş yere heba edildiğini  görmesi  mukadder değildir ama bunun için  şu andaki realiteye göre canlılık göstermek gerekmektedir. Zira Atatürk ilke ve devrimlerini büyük bir tehlike beklemektedir. Bu tehlike isterse ikinci Cumhuriyet taraftarlarınca alkışlansın, isterse bazı veraset yoluyla zenginliğinin verdiği güçle “ istikrar kazanmıştır” beyanatını verenler gibi mutlu olsunlar, sonuçta Türk Halkının ‘”karar ulemanındır” deyişine mağlup olacağı aşikardır. Kısaca, akıl ve bilimsel düşünce, dinsel öğelere ve inançlara mağlup olacaktır.

Aklın olmadığı yerde ne yazık ki gelişme olamaz. Laik kesimin 22 Temmuz seçimlerinde almış olduğu sonucun şoku altında ezilmesiyle kımıldayamaz halde kalması değil, derhal yüreklenmesi gerekmektedir. Bu yüreklilikle Rektörler Kurulu’nu topluca ya da birey olarak desteklemeleri gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki bir toplumda yönetilenler yönetenler kadar cesur olmak zorundadırlar. Akla ve bilimin gücüne inanarak yetiştirilmiş kadrolardan oluşan muhalefetteki suskunluk devam edecek olursa sonunda siyasal iktidarı sınırsız güçle donatılmış olarak karşısında bulur. Bunun gerçekleşmemesi için Mutlak Güç’ün karşısında toplumsal muhalefetin canlandırılması gereklidir. Bu kenetlenme hiç kimseyi dışlamamalı ve tek dayanağı bilim ve aklın simgelediği Batı uygarlığı esasına bağlılık kriteri olmalıdır. “Bekleyelim görelim” tezini savunanlar şunu iyice anlamalıdırlar; anti-Kemalist güçlerin “gizli” bir ajandaları yoktur. Arzu ve istedikleri gidişatın yönü alenidir. Bu yön, gerçek demokrasi harcının içine dinsel öğelerle renklendirilmiş yoz demokrasi anlayışıyla dinci bir anayasal yapıya ulaşma yönüdür.

 Böyle bir ajanda karşısında hareketsizliğe davet sonuçları üzücü olacak bir olguyu görmezlikten gelme bahanesi olarak kalacaktır.

Bu arada R. Ecevit de AKP iktidarının gidişatından duyduğu endişeyi dile getirmiş ve yaptığı yazılı açıklamada (http://www.milliyet.com.tr/2007/09/20/son/sonsiy18.asp) şeriat özlemcilerinin yıllardır hayata geçirmek için çalıştıkları şeriat düzeninin yeni bir Anayasa ile yasallaştırılmaya çalışıldığını ileri sürmüş ve “Türkiye Cumhuriyeti’’nin ikinci bir yarısı vardır. Cumhuriyetimizin bu ikinci yarısı boş durmayacak ve kendinin has parçası olan öteki yarısını bu şeriat hastalığından kurtarmasının yolunu mutlaka bulacaktır. Laik Türkiye Cumhuriyeti yara almıştır. Yara kangren olmadan Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yarısı bir an önce ağırlığını ortaya koymalıdır” diyerek gerçekçi bir saptama yapmıştır. Ama ne var ki sadece saptama, sadece söz ile durumu açıklamanın artık varılan bu noktada pek anlamı kalmamıştır.  

Dikkat etmemiz gereken en önemli nokta siyasal iktidarın türban yasağını yeni anayasa yoluyla kaldırmada kesin kararlı oluşudur. Financial Times gazetesi Başbakan Erdoğan’ın, demecini şöyle yansıtmaktadır. “üniversitelerde başörtüsü yasağının Anayasa değişikliği çerçevesinde kaldırılması, başörtüsü sorununun Anayasa değişiklikleri içinde yer almasının, Türkiye'nin demokratik ve laik kurumlarını güçlendirecektir(6)”.

Artık bu aleni kararlılığın karşısında yapılacak tek şey Rektörler Kurulunun etrafında kenetlenmek ve Mutlak Güç’ün karşısına Toplumsal Muhalefetin gücünü göstermektir.

22.09.2007
Coşkun Ürünlü

_____________________________________

(1) Bak.http://www.urunlu.com/gunceldocs/laiklik.html
(2) Bak. http://www.urunlu.com/gunceldocs/kemalizm.html
(3) 4’ü henüz yeni kurulduğu ve rektörleri olmadığı için katılmamıştır.
(4) Bilkent, Sabancı ve Işık üniversitelerinden ise temsilci dahi gönderilmemiştir.
(5) 
http://www.urunlu.com/mektuplar/mulkiyelikardesimemektup.html
(6) http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=590426

 

 

Yorum Yaz | Makaleyi Yazdır