Büyük Ortadoğu Projesinin Temeli : Ilımlı İslam

 

Büyük Ortadoğu Projesinin Temeli : Ilımlı İslam


Tunus’ta başlayan ayaklanmanın hız kazanması üzerine AKP Genel Başkanı: ”Tunus'taki gelişmeler veya bu bölgedeki buna benzer gelişmeler aslında bir hareketlenmenin bu bölgede olduğunun ve dalga dalga yayıldığının bir göstergesidir... Olayın ben sadece istihdamdan, işsizlikten kaynaklandığını düşünmüyorum. Bunun dışında birçok şeylerin olduğunu özellikle hak ve özgürlükler noktasında birçok sıkıntı olduğunu değerlendiriyorum” demiştir.(1) Kendisinin bu ifadesini yorumlarsak burada asıl kastedilen demokrasi(2)  ifadesi altında halkın İslami unsurların esas alınarak yönetilmesinin hedeflendiğidir; zaten ”Hak ve özgürlükler noktasında bir çok sıkıntı” ifadesi dini ve dogmatik kuralları sistemin temeli yapmak isteğinin bir kanıtıdır. AKP bunun. temel şartının “bütün milleti kucaklamak” olduğunun bilincindedir; dolayısıyla kendi partisinin “bütün milleti kucakladığı” iddiasıyla bir kitle partisi olduğunu söylemektedir. Bu ifade gerçeği yansıtmamaktadır.Çünkü kitle partilerinin  halk içersinde hiçbir ayrılığa neden olmaması gerekmektedir.

Referandumda görüldüğü üzere, Türkiye’nin %42si AKP’ye muhaliftir bu muhalefetin temelinde ülke bütünlüğünün ve bağımsızlığının ve laik yapısının tehlikede olduğu kanısı yatmaktadır.Diğer bir deyişle toplum ikiye bölünmüştür. AKP’ye oy verenlerin çoğunluğu cehaletin yüksek olduğu, yeşil kart ve ayni yardımlarla yaşantısını sürdürmeye çalışan bir kesim halinde gözükmektedir.

AKP'nin ideolojisinin temelinde   bilimsel ya da akli unsurları olan  bir düşünceye varmaktan çok, bir dogmanın peşinde Kemalizm’i ortadan kaldırmak çabaları vardır. Bu dogmanın gerçekleştirilme  HEDEF’ine varmak,  yani İslam dogmasının hakim olması stratejik hedefine varma çalışmalarını yürüten “odak”lar ne yazıkki  Karşı-Devrimci bir örgütlenmeye dönüşmüştür.
Bu karşı devrimci örgütün bir ideolojisi vardır diyebilecek isek bu ideoloji nurculuk ilkelerinin yönlendirdiği bir geniş siyasi hareketin canlandırılmasıdır. Bu ideolojinin tekrar canlandırılması hareketi  cemaatin kurucusu Said-i Kürdi’nin  1958’de Emirdağ’da Adnan Menderes tarafından  ziyaret edilmesiyle başlamıştır.
 
‘’Nurcu’’ anlayışa göre Türkiye Cumhuriyeti, bir askeri istibdat ve sapıklıktır. T.C. Hükümeti nasıl kurulmuştur sorusuna nurcuların cevabı şöyledir; “Kur’anla Müslümanlığı hiçe sayar bir şekilde savaşarak bize saldırmak için girişilmiş bir zındık hilesidir.Mutlak istibdada Cumhuriyet, mutlak din sapıklığına rejim, mutlak safahata medeniyet, keyfi cebre kanun adı verilerek kurulmuştur.” Bu durumda nurculara göre Türkiye devleti, yalnız İslam dinine değil, aynı zamanda ahlaka da aykırı bir yapıdadır.Nurculara göre Türk devleti teokrasiye dayanmalıydı.Nurcuların ödevi, böyle teokratik düzeni gerçekleştirmek olacaktır.Bu rejimin hiç olmazsa bazı şartları bugün sağlanmalıdır. Mesela devletin resmi dini İslamiyet olmalı, hükümet şeriatın koruyuculuğunu yapmalıdır. Anayasa Kur’an olmalı, devletin idaresi bir ... ulema heyetine verilmeli...’’ dir(3)
 
Bu temel üzerinde AKP, ABD’nin sömürgeci siyasetini devam ettirebileceği kendilerinin de bir önderlik yapabileceği bir İslam “commonwealth”(*)i yaratmak istemektedir.Osmanlı İmparatorluğu’nun canlandırılması mümkün olmadığından bu “commonwealth” yeni bir formatta arzulanmaktadır.Bunun ima ettiği en önemli olay 1789 Fransız İhtilali’yle başlayan “ulus-devlet” sisteminden uzaklaşarak çeşitli İslam ülkelerinde yaşayan Ortadoğu halklarını tek çatı altında toplayacak bir Ortadoğu Ilımlı İslam Commonwealth’i yaratmaktır.
 
Bu açıdan bakıldığı zaman siyasal iktidarın kadroları arasından bazılarının neden “Türk”, “Türkiye” kelimelerini telaffuz etmekten kaçındığını da görebiliyoruz.Zira Ilımlı İslam Commonwealth’i ülkeler ve toplumlarası bir yapıdır. Bu nedenle bu topluluğun liderliğini hedefleyenler temelde kendilerini bir ulusun lideri olarak değil müslüman halkların oluşturduğu mutasavver bir Ilımlı İslam Commonwealth’inin lideri olarak görmektedirler.
 
Buradan hareketle Ortadoğu’daki olaylara aleni şekilde karışan, o ülkeleri dışarıdan yönetmeye çabalayanlar o ülkelerdeki İslami unsurları (Tunus ve Mısır’da olduğu gibi)  harekete geçirmeye ve Büyük Ortadoğu Projesi(BOP)’nin eşbaşkanı olarak sırtını ABD’ye dayayarak Ortadoğu’da commonwealthin lideri durumuna gelmeye çalışmaktadırlar.
 
Açıktır ki “Ulusal” devletler topluluğu yerine B.O.P’nin temelinde “Büyük İslam” fikri yatmaktadır.Kurulacak “commonwealth” oluşturulduğu takdirde, B.O.P’un temelindeki “Ilımlı İslam”ın  varlığı,diğer müslüman toplulukları da içine almak suretiyle genişleyerek, sürecektir.
 
Bu durumda ABD/AKP de çağdaş dünyamızda bu İslam anlayışının anahtarıyla,  Rönesans’tan önceki karanlık Orta Çağ Avrupası’ndaki Vatikan örgütüne benzer bir Ilımlı İslam Commonwealth’ini kurmuş olacaktır
 
Bu model ABD’nin buhrana sürüklenmiş kendiekonomik yapısını, Ilımlı İslam Commonwealth’ini kullanarak Müslüman toplulukların sömürülmesiyle, güçlendirmesine öte yandan Türkiye’nin de B.O.P’a ABD’nin desteğini sağlamasına yarayacaktır.
 
Kanaatime göre bu son derece dikkatlice ve hesaplı çabalarla oluşturulmuş bir uluslararası  planın uygulanması olarak ele alınmalıdır.Bunun başarılmasının önündeki en önemli engel Kemalist laik Türk Devleti’nin varlığıdır. “Türk”  ve “Türkiye” kelimelerinin kullanılmaması yanında İslam kelimesinin ve bazı sloganlarla dinsel kavramların canlı tutulması toplumun psikolojisini bu engeli aşmaya  yönlendirmek için kullanılmaktadır.Örneğin “Dindar cumhurbaşkanı istiyorsanız bize oy verin” veya “Eğer sorunu çözmek istiyorsanız Ulema’ya başvurunuz” gibi söylemler özellikle kullanılmaktadır. Ayrıca İslam dünyası halklarının “commenwealth’e daha hızla yönlendirilmeleri için yapay bir “ortak düşman” ın ortaya sürülmesinin faydalı olacağının bilincine vardıkları görülmektedir. Bunun için  yıllardan beri süregelen Filistin sorununun çözülemeyişi nedeniyle  bu sorunun temel aktörlerinden olan İsrail’in “ortak düşman” olduğunun  söylem ve eylemlerle hedef gösterilmesi,  böylece Müslüman kitleleri ortak mücadeleye ve birleşmeye sevk etme  psikolojisi yaratılması çabaları kullanılmaktadır.

XXX

B.O.P’un İslam Commonwealthi kurabilmesinin önündeki laik Türkiye engeli AKP iktidarı süresince hemen hemen aşılmıştır.Her ne kadar seçmen kitlesinin elit bölümünü oluşturan %42 oranında bir nüfus bulunsa dahi halkın yavaş yavaş sistemli bir şekilde pasifize edilmesi Kemalizm’in yok edilmesine uygulanan muhalefetin etkinliğini kırmaktadır.Bu durumun son aşaması olarak yargı hedef tahtası haline getirilmiştir. Yargı kalesinin düşürülmesi durumunda Kemalizm’in temelini oluşturan Anayasamızın değiştirilemez hükümlerinin yok edilmesi de mümkün hale gelecektir.
 
İslam dininin ögelerine dayalı siyasal iktidarların kurulmasına imkan sağlamak için Tunus’ta başlayan ve AKP ‘nin söylediği “Bölgedeki gelişmelerin dalga dalga yayıldığı” teşhisinin,  Mısır’da da başarıya ulaştırılması ve Haziran 2011 seçimlerinden sonra AKP’nin iktidara çoğunlukla gelmesi halinde Kemalizm tarihe gömülerek “commonwealth”in kurulması için daha geniş imkanlar yakalanacaktır.
 
Başka bir açıdan baktığımız zaman Kürt Açılımının özünü oluşturan Irak’ın güneyindeki Şii kesimin İran’a itilmesi ve Sünni Kürdistan’ın kurularak “commonwealth”e dahil edilmesi sağlanmış olacaktır.AKP’nin Kürdistan diye bir devlet kuruluşunun desteklemesinin altındaki rasyonel düşünce Sünni İslam Topluluğu yaratmaktan öteye geçemez.Çünkü bu commonwealth “ulusal” devletler yerine İslam cemaatlerinin bütünleştirilmesiyle meydana gelecektir.
 
Ilımlı İslam Commonwealth’i önündeki engel laik Türkiye ve Laisizm’i destekleyen Türklerdir.Bu engelin aşılması, yani laik sistemin güvencesi olan Anayasanın ilk 3 maddesinin değiştirilmesi için AKP  “real democracy”(Süreç demokrasi) metodu yerine aldatıcı “takiye”    temeline dayanan “mechanism of democracy”(Usul demokrasi) kavramını kullanmaktadır.(4)
 
Oysa ki gerçek demokrasinin(süreç demokrasi) önşartı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu atalarının öngördüğü anayasa anlayışını birçok bahaneyle ortadan kaldırmak için seçmenin oyunun korku vermek, menfaatler temin etmek, halkın düşünme yeteneğini “cennet-cehennem” ikilemi yani dini olgularla bloke etmekten vazgeçilmesidir.
 
Hiç unutulmamalıdır ki; Fransız İhtilali’nden sonra oluşan “ulusal” devletlerin yerine uluslararası “birlik”lerin kurulacağını düşünmek boş bir hayaldir.Dolayısıyla Ilımlı İslam Commonwealth’ine umut bağlamak taraftarları için bir kandırmacadır. Örneğin:  Avrupa topluluğu “ortak pazar” halinden tek bir varlık haline gelememesiyle büyük bir fiyasko yaşamaktadır.Sovyetler Birliği parça parça olmuş Avrupa’da birçok bağımsız ulus-devletler reenkarne olmuştur.Güney Amerika’da ABD Emperyalizmi çökmüş, Chavez ve Morales ile başlayan kurtuluş hareketleri devam etmiştir.Vatikan’ın bile gücü sıfırlanmaya doğru gitmiş, devlet ve dini otorite olarak hiçbir etkin varlığı kalmamıştır.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta Karl Marx’ın dediği gibi kapitalist üretim  ilişkilerinin alt yapıyı geri dönülemez bir şekilde değiştirdiği ve değiştireceğidir. Bu deterministik çizgiden hareketle değişmesi kaçınılmaz olan üst yapı Feodal aşiretleri uluslaşmaya zorlayacaktır. Bu durumda  Büyük Ortadoğu Projesi’nin getireceği çağdışı İslam Commonwealth’inin yaşamayacağı aşikardır.
İslam’ın kutsal ilkelerini iktisadi çıkarlar için tahrif eden bu proje hayata geçirilse dahi uzun süreli olamayacak ve çökene kadar emperyalizme hizmet edecektir.

Coşkun Ürünlü
9 Şubat 2011
 
 
=====================================================
Bu makalenin düzenlenmesindeki katkılarından dolayı Engin Kut’a teşekkür ederim
(*) “Commonwealth” terimi, Müslüman Halklar Topluluğu anlamında kullanılmaktadır.
 (1) Bkz.
http://www.yenisafak.com.tr/Politika/?i=298373
(2) "Usul"  ve "Süreç” Demokrasi kavramları  için bknz: http://www.urunlu.com/77-demokrasi-ve-akp
(3) Prof. Dr. Nejat Çağatay, Türkiye’de Gerici Eylemler, Ankara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi yayını CXI, Ankara 1972, sh.47-48
(4) Bkz. Usul, Ibid

 

Yorum Yaz | Makaleyi Yazdır