Karl Marx'a Göre Global Savaş Tamtamları mı çalıyor ?

KARL MARX'A GÖRE GLOBAL SAVAŞ TAMTAMLARI MI ÇALIYOR ?


Kapitalizmin yapısal hastalıklarının en önemlisi emekçilerin yarattığı üretim değerlerinin karşılığının tam ödenmemesidir. Karl Marx'a göre Kapitalist ülkelerde emeğin sömürülmesi sonucunda yani  artı değerin kapitalistler tarafından gasp edilmesi sonucunda , diğer bir deyişle toplam üretim  hacminin  değerinden daha az  bir değer (satınalma gücü) piyasaya bırakıldığı için, toplam talep düşer, bu ise dolaylı olarak üretimin düşmesine yol açacağı için işsizlik oranı hızla yükselir. Bu durum talebin daha da azalmasını doğurur.

İktisadi buhranların  "devresel" olması kaçınılmazdır. Ayrıca, her yeni gelen  "devre" deki buhran kendisinden önce gelen devredekinden daha derin olacak ve bu buhranların sonunda  Kapitalizm ölüm sürecine girecektir. Bu ölüm sürecinin kesilmesi için Marksist formülden başka herhangi bir alternatif düşünce, görüş ya da bilimsel bir varsayım –kapitalizmin çöküşünün kendi iç yapısından kaynaklanıyor olmasından dolayı-- bulunamamıştır. Tek alternatif çöküşün geciktirilmesine yönelik olmuştur.

Karl Marx'n  "dönemsel buhranlar" tezinin geçerliliği karşısında 1929 krizinin etkilerinin hafifletilmesi sonucunu veren Roosevelt politikaları uygulanmıştır.

ABD Başkanı Franklin Roosevelt 1932 yılında başkanlığa gelince 1929 iktisadi krizinin çözüme kavuşturulması için temeli Karl Marx’a dayanan Keynesian formüllerin uygulanmasını kabul etmiştir. Bu politikanın gereğini yapmaya çabalamış, kamu kaynaklarıyla harcama yaparak piyasadaki toplam talebin (agregate demand) artmasını ,örneğin, Hoover Barajı gibi devasa yatırımlar yaparak gerçekleştirmiştir.1929 iktisadi krizinin nedenini ortadan kaldırmak yerine Devlet’in doğrudan harcamalar yapma yoluyla buhranın etkilerinin hafifletilmesi çözüm olarak kullanılmıştır. Gerçekten de sonuçta krizin etkileri hafifletilmiş ama  gizli gizli  içten içe sorunun temel faktörü olan yapısı gereği tekrar doğmak üzere  olgunlaşmaya devam etmiştir.

Keynes bu durumdan çıkabilmek  için kesin bir çözüm reçetesi vereceğine , tedavi etme amacını düşünerek sadece bir “aspirin” tedavisini yani Devlet'in yatırım yapmasını  önermiştir. Halbuki "Keynes’ci Devrim" denilen bu aspirin yöntemi gündeme gelinceye kadar Kapitalist ekonomik sistemde (serbest piyasa ekonomi sisteminde) Devletin ekonomide üretim yapmasını önermek Cennette Cehennem Zebanilerinin varlığına izin vermek anlamını taşımak demekti.

2008 Ekonomik Krizinde de Obama  Başkanlığa gelince ilk verdiği demeçte  yine aynı Keynes’ci reçeteyi dile getirmişti. Ama ne var ki iktisadi buhranların müsebbipleri bu kez gerçekten her türlü desiseyi kullanarak Obama'nın Cehennem zebanilerinin davet edilmesini engellemişlerdir.

Karl Marx'a göre her toplum Kapitalist aşamayı yaşamak zorundadır. Ama kapitalizmin önlenmesi mümkün olmayan “tekelci kapitalizm” aşamasına vardığında  sistem ekonomik buhranlara duçar kalacaktır.

Karl Marks’ın "dönemsel buhran" olarak adlandırdığı krizlerden biri olan 1929 iktisadi krizinin nedeni ortadan kaldırılmadığı için 2008 krizi Marx'ın da söylediğini ispatlayacak şekilde daha derin ve daha  parçalayıcı etkisiyle günümüzde devam etmekte ve etkisi yayılmaya devam ederken “sözde” alternatif yollar  tekrar gündeme gelmeye  başlamıştır.

Günümüzde Kapitalistlerin Keynes’ci reçetenin bu son iktisadi depremde kullanılmamasının nedenlerine işaret etmemiz gerekmektedir;

1- Obama'nın  dayandığı seçmen kitlesi, Roosevelt gibi güçlü değildir. Bir kısım Cumhuriyetçiler aday aday yardımcısı  Alaska Valisi Sarah Palin'e karşı duyulan güvensizlik nedeniyle oylarını Demokrat Parti adayı Obama’ya kerhen de olsa vermişlerdir.

2-Keynesci iktisatçıların tüylerinin ürperdiği  Milton Friedman’ ın monetarizm  teorisine dayanan kapitalist kesimin ABD devletinin üzerindeki gücü çok büyümüştür.

3-Daha  farklı yollar bulunarak, kapitalizmin  hasta yapısını modifiye ederek yaşatmaya devam etme tercihinin felsefi yapısının pozitif ve negatif unsurlarını tartışacak Avrupa inteligensiası’nın kapitalizmin  insanlık kültür ve  düşünce varlığını ezmiş olmasından dolayı  olağanüstü zayıflaması Obama Friedmancı teoriye uyarak para arzını piyasaya  büyük miktarda arttırarak zerk etmiş ve para arzının toplam talebi arttıracağı varsayımını uygulamıştır. Ama buhranların derinleştiği anlarda para arzının  arttırılmasının  ya da mortage olayıyla uğranılan kayıpların karşılanmasına veya kenar  faydalarıyla kendi kayıplarını karşılamayı  bekleyen kapitalist yönetimlere  aktarılacağı ihtimali öngörülememiştir. Kamu fonları, talebi arttıracak şekilde halka gitmesi yerine, temelde bankaların  kasalarına ve şirket yönetim kadrolarının kişisel kayıplarının karşılanmasına cevap olmuş ama toplam talebin arttırılması hedefine ulaşılamamıştır. Aslında bu sonuç 1929  buhranının da sonunda aspirin ile tedavi edilen Roosvelt ekonomisi sonucunun hemen hemen aynısı olmuştur. Ama Roosvelt döneminde en azından  belli süre sükunet getirilmiş olsa da  nihai tahlilde Karl Marx haklı çıkmış ve buhran  daha kötü yolların kullanılmasını zorunlu kılmıştır. En önemli sonucu ise dünyanın, İkinci Dünya Savaşına girme zorunluğunda kalmış olmasıdır.


XXX


1929 krizi hızla gelişirken , diğer yandan da Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesi üzerine İngiltere ve Fransa  "Versay" Antlaşmasıyla Almanya’ya 40 milyar dolara  yakın "tazminat  ödemesi" yükümlülüğünü getirmiştir. Bu büyük meblağ ödenmesi  koşuluna en sert tepkiyi iktisatçı J.M.Keynes göstermesine rağmen  özellikle İngiltere'nin temelde     Almanya’dan öç almak istemesinin sonucunda  bu tazminat alınma olayı değiştirilmemiştir. Daha sonra Almanya’nın bu miktarı ödeyemeyeceği anlaşılması üzerine sadece indirime tabi tutulmuştur. Lakin  gene de  Almanya  bu tazminatı ödeyemez duruma düşmüştür. Bunun üzerine ABD Almanya’ya kredi açmış ve bu krediyle  1- tazminatı ödemesi 2- kendi yıkılmış ekonomisini geliştirmesi 3- ekonomik gelişimiyle Dünya pazarlarında  "alım-satım" yapması  istenmişti.

Özellikle Fransa  ve İngiltere ‘ye ödediği tazminatların sıkıntısı artarken Almanya’daki siyasi gelişmeler , Hitleri "pazar bulma" gerekliliğini göstererek Savaşa doğru yönlendirmesine neden olmuştur. 1929 buhranın 1933 yılına gelindiğinde etkisi bütün dünyayı sarsmaya devam etmiştir. Bu durum karşısında İngiltere adeta  ABD’ yi zorlayarak savaşa katılmasını  sağlamış ABD Kapitalizmi ise  1929 krizinin  etkisini silemediği için İkinci Dünya savasına katılarak savaş harcamaları yoluyla ekonomik buhranı tasfiye etmeyi Roosvelt’e kabul ettirmiştir.

Gerçekten de savaşın sonunda iktisadi buhranın görüntüsünde bir hafifleme olmuştur. Ama ne var ki Avrupa yerle bir olmuş, İngiltere adeta güç sahnesinden silinmiş ve Japonya Mao Çin’inin karşısında ABD’nin işgalinde hastalıklı olarak yaşamaya başlamıştır.

Diğer bir deyişle İkinci Dünya Savaşı’nda artan savaş harcamalarının yükselttiği “toplam talep” seviyesi yine de yeterli şekilde 1929 “dönemsel buhranı” nı silememişti. Çözümü 1950–1953 Kore Savaşı’nda bulan emperyalist ülkeler sonunda dünyayı sarsan 1929 buhranından kurtulabilmişlerdir.

XXX


İngiltere 1774 yılında Amerika’nın bağımsızlığını kazanmasından sonra gelen 150–200 yıl süresince geri kalmış ülkeleri kendi sömürgesi haline getirmiştir. Hindistan gibi ülkeleri zor ve desiseyle, Çin’i Afyon savaşı sonucunda etki alanı içine almış ya da Osmanlı İmparatorluğundaki gibi akıl yerine doğmalarla yetenekleri karartılmış “değerleri kendinden menkul”  Mustafa Reşit paşa ve avenesine 1838 Ticaret Sözleşmesini ikna(!) ile kabul ettirerek Osmanlı İmparatorluğu’nda geçerli kapitülasyonları genişletmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün başarısına kadar da birçok geri kalmış ülke halkları, İngiltere, Fransa, Portekiz, İspanya gibi ülkelerin esaretinde kalmışlardır. Bu esaretin fiyatı o ülkelerin tarım, orman, kıymetli madenler ve petrol varlıklarına ek olarak yaratılan artı değerlerin de Londra’ya devşirilmesi olmuştur. Sanayi devriminin gelişmesiyle kapitalizmin buhran terimiyle isimlendirebileceğimiz ilk krizinin İngiltere’ de değil de ABD de  vuku bulmasının nedeni bu Londra’ya  devşirmedir.

Sömürülen ülkelerdeki başkaldırışlarla, İngiltere ve ABD nin yenilgiye uğratılabilmelerinin temel nedeninin bilinçli liderliğin var olmasına ek olarak “ulus” olmanın bilincinin halk tarafından özümsenmiş olmasıdır. Ulus olarak emperyalizme karşı verilen başarılı mücadelelerin başlangıcı Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı olmuştur. Anadolu’ da yaratılan yeni Türk devleti  “tek bayrak, tek dil, tek ulus ve tek bir felsefe (laiklik)  temelinde ulus bilinciyle  kurulmuştur. Bu olayın benzeri daha sonraki yıllarda Vietnam’da görülmüştür.

XXX


2008 krizinden önce ve halen günümüzde Türkiye ve Vietnam deneyimleri karşısında ABD  ve İngiliz emperyalizmi bu sefer sömürgeciliğini Irak’ ta ve Afganistan’ da uluslaşamamış, sadece tarikatlar, cemaatler, kavimler halinde kalmış topluluklara iki türlü sömürgeci siyaset uygulayarak sürdürmeye başlamışlardır: 

1-Ulus devlet yapısına kavuşamamış olan ve bir diktatörün yönetimindeki Irak’a saldırılmış ve Irak yerle bir edilmiştir. Sınırlarını bir zaman İngiltere’nin cetvelle çizdiği bir yaşam alanında emperyalistler, kendi çıkarlarını korumak için çaba sarf etmektedirler.

2- Irak yerel savaşının fiyaskoyla sonuçlanması sadece Irak’ın ulus bilincinde olmamasından değil sanayileşme temelinin olmaması ve çalışan nüfusun kabileler ve toprak ağaları tarafından cemaat değerleriyle çalıştırılan halk kalabalığı olmasıdır. Sınai üretimleri düşük işçi toplumunun tarımsal göçebe ve bedevi topluluklarından ibaret olması  nedenleriyle ABD ve İngiltere petrol yataklarına el koymakla yetinmişlerdir. Kısaca Irak sorunu temelde petrol kaynaklarının Amerika ve İngiltere tarafından ele geçirilme amacını taşımakta idi ve bu amaca ulaşılmıştır ama ne var ki Irak’taki savaş için yapılan harcamalar 2008 buhranının devamını engellemeye yetmemiştir.

Bu durum İngiltere ve ABD’yi krizi çözmek için probleme bulunacak çözümün daha geniş bir açıdan ele alınmasına iteklemiştir. Bu zorlama aslında Irak savaşı sırasında Amerikan ve İngiliz emperyalistlerinin bir gerçeğin farkına varmasına yol açmıştır. Bu gerçek Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin hepsinin “değerleri kendinden menkul” krallar diktatörler ve sözde cumhurbaşkanları tarafından yönetilen yapay devletler olmaları ve bunların hepsini bir bütün hale getiren önemli bir birleştirici olgunun da hepsinin Müslüman insan toplulukları olmasıdır.

Bu idrakin yakalanmasının diğer bir ilginç rastlantısı da Türkiye Cumhuriyeti’nde laiklik sisteminin yıkılarak Atatürkçü düşünce yerine İslami düşüncenin yürütülmeye başlanması olayının hemen hemen aynı zaman diliminde ortaya çıkmasıdır. Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde kurulmuş olan tek ulusal devlet Türkiye olmasına rağmen siyasal iktidara gelen hareket ABD emperyalizmi tarafından kendi amaçlarına doğru yönlendirilmek üzere “Ilımlı İslam”  safsatasıyla gündeme getirilmiştir.

Ilımlı İslam’ın yürütücüsü olarak bilim yerine ulema fetvaları, akılcı felsefe yerine dinsel dogmaların hakim olmasının yarattığı kolaylık kristalize edilmiş ve bir din “commenwealth” devleti kurmak amacına doğru yön alınmış bulunulmaktadır.

Burada esas olan çok önemli ikinci husus ise, Ilımlı İslam’ın Türkiye örneğinde başarılan  mekanizmasının  ABD emperyalizminin kullanabileceği bir alet olarak fark edilmesidir. Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerindeki, kral, diktatör, şeyh, başkan kısaca ne ad olursa olsun “tek kişi” nin sübjektif iradesinden uzak, daha “iyi”  bir olgunun varlığını ABD görmüştür. ABD’ nin isteklerine daha kolayca “olur” verecek ve ABD tarafından yönlendirilme yoluyla yönetilmesinden daha kolay olan bir yol bulunmuştur: Bu yolla ,aslında bu metotla, okuma yazma oranı son derece düşük, aklı hiçbir zaman eğitimle geliştirilmemiş bir cahiller topluluğunun sözde demokratik seçim yoluyla, kendine bağlı siyasal iktidarları kurma usulünü uygulayan Türkiye’nin diğer ülkelere de “örnek” olabileceğinin farkına varılmasıdır. Bir Kral ya da bir Şeyh’in kişisel tercihleri yerine cahillerin oylarıyla Cumhuriyet rejiminin vsözde geçerli bir sistem olarak inşa edilmesi, bu inşaatı yürütenlerin elde edilmesi, daha kolaydır.

Gerçekten de Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) yapılandırılmasındaki temel budur.
BOP’un amacı bu bölgenin yarattığı artı değerlerin ABD’nin kendi ülkesine transfer edilmesidir. Ama bundan daha önemli olan husus dünya petrol rezervlerinin kayda değer miktarda var olan ve sadece bir takım şeyhler ve kralların iki dudağı arasında olmasının yerine aldatılan kitleler tarafından iktidara getirilen (Sözde Cumhuriyetçiler) tarafından elde edilmesi daha kolaydır.

Burada üzerinde durmamız gereken diğer önemli bir husus ABD ve İngiltere’nin günümüzde dünya petrol kaynakları açısından zengin olan Rusya, Çin ve Güney Amerika ülkelerinden BOP kanalıyla kendilerine bağlanan Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin oluşturacağı “İslam Commenwealth’ inden daha “ucuza” petrol sağlayamayacağı gerçeğidir.

Diğer yandan Rusya’nın rejim değişikliği ile (ulusalcılık) fenomenini öne alması, Chavez gibi liderlerin Güney Amerika’daki milliyetçi uyanışları ve Çin’in devasa büyüklükteki kendi petrol rezervlerine sahip çıkması sonucunda ABD’ nin varlığını sürdürebilmesi için Ortadoğu petrolleri çok önem kazanmıştır.

XXX


Ilımlı “İslam  Commenwealth” inin başarıya ulaşması hemen hemen başarılmışken Mısır’ın, İsrail’in sert tepkisi ve yaptığı itirazlar üzerinde “Ilımlı İslam” tarzı demokrasi kavramı trafik kazasına uğramıştır. Asker kökenli Başkan Mübarek iktidardan kovulmuş ama yerine yine asker getirilmiştir. Diğer  deyişle BOP’ un özü olan Müslüman (kardeşler) lık yenilmiştir.

İkinci trafik kazasına Libya’da rastlanmıştır. Libya için NATO nun savaşa girmesi istenirken Türkiye’nin milyarlarca dolar inşaat sektöründen faydalanması gerçeğinin hatırlatılması(!) üzerine NATO düşüncesi Birleşmiş Milletler öğesine doğru değiştirilmiştir. Bu öneri de Rusya’nın “veto” tehdidi ile ortada kalkmıştır.
Kısaca Libya’daki trafik kazası “Ilımlı İslam” demokrasi soytarılığının ağır darbe almasına sebep olmuştur. Ama Ilımlı İslam commenwealth demokrasisinin şimdilik sonuçlanmaması ABD emperyalizminin mücadeleden vazgeçtiğini göstermez. Bu mücadele Amerika için hayatidir.

1- ABD de deki iktisadi buhranın etkilerinin azaltılması için Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinden artı değerin ABD ‘ye transfer edilmesi gerekmektedir.
2-Günümüzde devasa rakip olarak beliren Çin’in    karşısında ekonomik buhranla sarsılmış bir Amerika, kendine destek bulmaktan aciz duruma düşmüş bir Amerika , Çin karşısında bir süre daha ama şiddetli bir biçimde “Ilımlı İslam” demokrasisi safsatasına asılmak zorundadır. Ilımlı İslam demokrasisi safsatasına asılmak bir gereklilik değil , bir zorunluluktur. Marxın görüşleri ve dünya tarihinin şahitliğinden elde edilen durumlar hatırlanacak olursa 20. yy da ortaya çıkan savaşların temelinde kapitalist ekonomilerin iktisadi buhranlardan çıkıp kurtulabilmelerinin en önemli yolu savaş harcamalarının yapılmasıdır . Savaş harcamaları dışında toplam talebin arttırılması başarılamadığı, ancak savaş harcamalarıyla toplam talep arttırılabildiğine göre, aksi durumda 1929 daki ekonomik krizde görüldüğü üzere insanlar açlık ve sefalet ve topyekün bir felaket yaşamaktadırlar. Böyle bir durum vukua geldiğinde ise kapitalizmin yok olması görülecektir.
Günümüzde savaş çıkması halinde bu savaş çok açık bir şekilde global bir savaş biçimine bürünecektir. Amerika’nın Avrupa ekonomileriyle farklılıklar gösterdiğini söylemek yanlıştır; çünkü ABD’deki kapitalizm Avrupa kapitalizmiyle bütünleşerek Batıda monopolleşmiş Batı Dünyası kapitalizmini yaratmıştır. Diğer bir deyişle uluslararası sermayenin bütünleşmesinin meydana getirmiş olduğu risk faktörü de bütünleşmiş olduğundan Avrupa ve ABD ‘yi ayrı ayrı düşünmek yanlıştır.
 
ABD nin entegrasyonu başardığı kapitalist ülkelerle ,karşısındaki mevcut ekonomik birimler, yani enerji ve teknolojik güçler ve yaratılan ulusal gelirler açısından dünya 4 e ayrılmıştır:
 
1-ABD ile onun birleştiği Avrupa kapitalizmi
2-Rusya
3-Çin
4-Petrol gelirleri yüksek az gelişmiş ülkeler (Güney Amerika, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri)
 
Güney Amerika’daki milliyetçi akımlar karşısında bu denklemden Güney Amerika’yı çıkartmak zorundayız. Rusya ve Çin de dışta kalacağına göre ABD’ nin ve yandaşlarının sömürebilmek için başvurabilecekleri yer petrol zengini Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleridir.
 
Bu açıdan bakıldığında BOP projesi ne pahasına olursa olsun – eğer global savaş istenmeyecekse – uygulanmak zorundadır. Aslında Fransa’nın , olayın bilincine vararak Libya muhalefetini gerçek devletmiş gibi tanıması ve elçilik göndermesi ve ABD’ nin bu sırada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne başvurması, Batı kapitalizminin BOP un başarısı için her türlü çabayı göstereceklerini ortaya çıkarmaktadır.
 
Esasen, Birleşmiş Milletler konusu karşısında Rusya sert tepki göstermiş ve bir nevi Batı kapitalizmi karşısında Rusya’nın savaş riskini göze alabileceği ihtimalini gözler önüne sermiştir.
 
Ama bundan daha da önemli bir olay global savaşın tehlikesine işaret eden Çin’in varlığıdır. Çin Halk Cumhuriyetinin Marxist teoriye inanan Mao’cu devlet sözcüleri , Marx’ın dediği  “dönemsel buhranlar ard arda gelecektir ama yeni gelen bir öncekinden daha derinlikte oluşacaktır “ deyişinin savaşa yol açacağını ispat edercesine 2008 krizinin genişleyerek devam edeceğini vurgulamaktadırlar .Bu nedenle acilen alınan önlemler ve kararlar ile bu kararların gerekçesi ilan edilmiş bulunmaktadır.

Bu deklarasyonun özünde şunlar belirtilmektedir:
Çin , askeri harcamalar için ayırdığı bütçeyi arttırmıştır; bu karara gerekçe olarak , 2010 yılında ekonomik kriz nedeniyle zor durumda kalan ülkelerin yol açabileceği SAVAŞ gösterilmektedir. Ve 2010 yılında dünyayı vuran ekonomik kriz nedeniyle Çin , 2011 yılını daha tehlikeli olarak görmektedir.(1)

Gerçekten de Çin 4 Mart 2011 tarihinde, 91.5 Milyar dolarlık bir harcamanın gelecek yıl, ordu, deniz ve hava kuvvetlerine harcanacağını rapor etmiştir. Bir önceki yıl savunma bütçesi %7,5 artmıştı. Bu artış Çin’in bütçe harcamalarının ulusal bütçenin % 6 harcamasına tekabül etmektedir(2)
Çin Merkez Bankası, 1 Şubat 2011 de altın, platin ve diğer değerli  maden rezervlerini arttırmaya doğru gidildiğini belirtmiştir. Hatta bu yol ile ikinci bir amaç olarak da Çin’in para birimi olan Yuan’ ın uluslararası para birimi haline dönüştürülmesi planlanmaktadır.Bir diğer deyişle bu sanki bir altın standardına dönüşünü ima etmektedir.Çin bu hazırlık içine girmiştir. (3)
                                                                             XXX
Global bir savaş yerine BOP’ un başarılması, Amerika için ölümcül bir zorunluluktur . Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin emperyalizm tarafından sömürülmesinin yolu olarak görülen Bop’un nihai amacı “Ilımlı İslam” temelinde İslam Commenwealth”ini(**) kurmaktır. Bu oluşumu gerçekleştirmek için “gerçek” (*) demokrasi yerine demokrasi mekaniği (*) yani “sandıklama” uygulaması yer alacaktır. Ancak bu sistematiğin gerçekleşmesi yol haritasında, Libya ve Mısır trafik kazalarının sonucu olarak  , emperyalist ülke çıkarlarının devamı için, yeni bir savaş çıkması ihtimalininin göz ardı edilmesinin kolay olmadığı kanısındayım.

Coşkun ÜRÜNLÜ
 
11 MART 2011
__________________________________________________            
 
(1)http://www.turkishny.com/headline-news/2-headline news/48899-cin-savaa-m-hazrlanyor-c

(2)On 4 March 2011, it was reported China would spend $91.5 billion on the People Liberation Army, navy and air forces next year, marking a return to double-digit spending. In the previous year the defense budget rose 7.5 percent. The rise accounted for just 6 percent of China's national budget.

Tam metin için bknz: http://www.globalsecurity.org/military/world/china/budget.htm

(3) http://socioecohistory.wordpress.com/2011/02/02/peoples-bank-of-china-adviser-get-more-gold-beijing/

(*) bknz. http://www.urunlu.com/77-demokrasi-ve-akp

(**) bknz. http://www.urunlu.com/82-buyuk-ortadogu-projesibop-ve-libya-ayaklanmasi

 

 

 

Yorumlar(1) | Yorum Yaz | Makaleyi Yazdır